Eski takvime göre 7 Mart 2026 cumartesi gününe denk gelen Antalya’nın Mür Taşıyıcı Azizi Leondios’un hatırası, Antalya Aziz Alypios kilisesinde vakar içinde kutlandı. Litürji ve ayinlere yerel episkopos Pisidia Metropoliti Eyüp Hazretleri riyaset etti.
Antalyalı Aziz Leondios hürmetine yazılmış Litürji ayininin, 18. yüzyılda Ankara Metropoliti olan Antalyalı Seraphim Kykkotis tarafından bestelenmiş olması muhtemeldir. Antalya’da bir zamanlar Aziz Leondios’a adanmış bir kilise vardı, ancak 1895’teki büyük yangında yok oldu. Daha sonra Antalya Kız Okulu’nun zemin katında Aziz’e adanmış bir şapel yapıldı ve Aziz’in mür akıtan mukaddes emanetleri nüfus mübadelesine kadar burada korundu. Ayrıca, Antalya’ya 15 km mesafedeki Doyran Gölü civarındaki dağlarda, 9. yüzyıl’da inşa edilmiş ve 13. yüzyılda terk edilmiş bir manastıra ait kalıntılar bulunmuştur. Burası şüphesiz Aziz’in münzevi yaşamını geçirdiği yerdir. Bizi korusun ve bizim için şefaat etsin!











Antalya bölgesindeki Kontobakion Dağı’nda münzevi bir yaşam süren Muhterem Babamız Allah’ı içinde Taşıyan Mür Taşıyıcısı Leondios’un hayatı
9. yüzyılda Atina’da doğan Leondios Babamız henüz küçük yaştayken ebeveynleri tarafından, Aziz Başmelek Mikail’e adanmış bir kilise inşa etmiş olan dedesine emanet edildi. Küçük çocuk mukaddes kitapları ve Kilise ayinlerini ezbere öğrenerek tüm vaktini burada geçirdi. Yirmi yaşına geldiğinde, erdemlerini fark eden yerel bey onu evlat edindi ve kendisi gönülsüz olmasına rağmen rahip olarak atanmasını sağladı. Kısa bir süre sonra Leondios birdenbire ailesini, malını mülkünü ve kendisi için hazırlanmış olan parlak geleceği Çarmıhı sırtlanmak üzere reddetti. Kendisini tamamen Atina civarında yaşayan tanınmış bir münzevi olan Nikolaos’a adadı. Meleklere özgü mukaddes cüppeyi kuşandıktan ve bir yıl boyunca manastır hayatının ilkeleri doğrultusunda yetiştirildikten sonra, Klement adlı bir diğer kardeş ile birlikte Kutsal Topraklara hacca gitmek üzere ruhani babasından ayrıldı. Nikolaos ona takdis verirken şöyle dedi: “Oğlum, bil ki Kutsal Ruh seni Antalya şehrinin papazı olarak seçti.”
Filistin’e vardıklarında, kutsal yerleri ziyaret ettikten sonra, iki genç keşiş, Başsenobit Aziz Theodosius manastırına gittiler ve kendilerini erdemin zirvesine ulaşmış olan Barnabas adında muhterem bir münzevi’nin rehberliğine teslim ettiler. Leondios bir gün Barnabas ile Zeytin Dağı’na gittiğinde, ikinci bir İşaya peygamber gibi, Rab’bin “Kurtar, ey Rab, kavmini ve mirasını mübarek kıl…” diye şarkı söyleyen sayısız melekle çevrilmiş olarak ihtişam tahtında oturduğunu gördü. Beytüllahim’de, mağaranın üzerinde parlayan parlak yıldızı defalarca gördü ve bu görümlerin sonucunda mucizeler gerçekleştirme ve iblisleri defetme gücü edindi.
Barbarlar tarafından zulüm gören Filistin’i terk etmek zorunda kalan Leondios, ruhani babası ve diğer üç yol arkadaşıyla birlikte sürgün yoluna çıktı. Uzun ve çetin bir yolculuğun ardından Antalya’ya vardılar. Bu şehrin sakinleri, kalbinde Allah korkusu olmadan, vahşi hayvanlar gibi faziletsiz bir yaşam sürüyordu. Ancak mübarek keşiş tövbe vaazlarına başladığı ve sözlerini çarpıcı mucizelerle desteklemeye başladığı günden itibaren, bölge halkı yaşam tarzını değiştirmeye başladı ve Hristiyan olmayan bütün ahali kısa sürede aziz tarafından vaftiz edildi.
Bu misyonerlik faaliyetini tamamladıktan sonra, Aziz Leondios şehirden çok uzak olmayan Kontobakion Dağı’na çekildi. Sert kışlara ve yazın kavurucu güneşine maruz kalan bu kurak yerden, Allah’ı arayanların ilgi odağına dönüşen bir yer yarattı. Öğrencileri o kadar çoğaldı ki yedi kilise, birçok hücre ve hacıları ağırlamak için büyük konukevi inşa etmesi gerekti. Aziz, öğrencilerine hayatlarını sürdürmeleri için ihtiyaç duydukları her şeyi sağladı ve her konuda onların ustası, rehberi ve babası oldu. Nikolaos’un kehanetini doğrulayan bir şekilde, tüm bölge için Rabbimiz İsa Mesih’in yaşayan suretine dönüştü. Sadece dualarıyla Antalya şehrini selden kurtardı, işgalcileri püskürttü, tehlike altındaki gemileri kurtardı ve birçok hastayı iyileştirdi. Huzur içinde uyudu ve ölümünden sonra, emanetlerinden akan mukaddes mür aracılığıyla ilahi merhameti dağıtmaya devam etti, böylece ebediyen Allah’ın lütfunu kazandığına şehadet etti.
